atag logo1

Alevi Toplumu-Alevitische Gemeinde

ATAG e. V.

Tauben Str. 20,  70199 Stuttgart

email: alevitentum@yahoo.de   tel: 0173 780 56 17

Home

Aleviten Alevitentum

Kontakt

Hz. Ali/Ehlibeyt

Sorularla Alevilik

Bücher/Kitaplar

cem

Gülbanklar

Kerbela ve Muharrem Orucu

Remzi Kaptan

Spende-Bagis

Gadir Hum Olayı

 

Remzi Kaptan

remzi.kaptan@yahoo.com 

 

Tarihe Gadir Hum Hadisesi olarak gecen olay salt Aleviler için değil, Şiiler ve Sünniler için de önemli bir olaydır. Sonrasındaki bir çok gelişmeyi etkileyen ve üzerinde (özellikle iktidar sahipleri tarafından) tahrifatlar yapılan bu olay hakkında, Aleviler penceresinden bakarak bazı doğrularımızı dile getirmeye, bazı gerçeklerin altını çizmeye çalışalım.

Gadir Hum, Mekke ile Medine arasında Cuhfe yakınlarında bir yerin/bölgenin adıdır.

Hz. peygamber, Veda Haccı dönüşünde burada konaklamış ve Hz. Ali'yi kendisinden sonra imam ve veli olarak, sayıları binleri bulan ashabının huzurunda tayin etmiştir. Hz. peygamberin, Hz. Ali'yi kendisinden sonra halife/imam/veli/vasi olarak tayin etmesini kabul edip onaylayanlar (biat edenler), bundan dolayı gelip Hz. Aliyi tebrik edenler, Hz. peygamberin vefatından sonra biatlarına sadık kalmamış ve daha Hz. Peygamberin naaşı toprağa verilmeden kendi aralarında karar alarak, Hz. peygambere verdikleri sözden caymışlardır.

Olayı özetleyen bu açıklamadan sonra gelelim hadisenin detaylarına.

Gadir Hum Hadisesine yaklaşımda Alevi ve Şii kaynaklar aynı olmamakla beraber benzer duyarlılıklar ortaya koyuyorlar. Sünni kaynaklar ise olayı daha çok yok sayma, yok sayamadığı noktalarda ise anlam kaymalarına sebebiyet veren yaklaşım içerisinde.

Alevi ve Şii kaynaklarda olay kısaca şöyle özetleniyor:

Hz. peygamber,  Hicretin onuncu yılında hacca gitmeyi kararlaştırmıştı. Bu kararı açıkladığında, Hz. peygamber ile birlikte hacca gitmek için Medine’ye çok sayıda insan geldi. Bu hacca “Haccet-ül Veda/Veda Haccı”da denilmektedir.

Hz. peygamber, hac amellerini yaptıktan sonra, Mekke’ye geldiği insanlarla Medine’ye geri dönerlerken, Medine, Mısır ve Iraklıların yol ayrımı olan Gadir-i Hum’a ulaştıklarında, Cebrail şu ayeti indirdi: “Ey Peygamber, Rabbi’nden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O’nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır ...” (Maide 67)

Allah-u Teala bu ayetle, Hz. peygamberin, Hz. Aliyi imam olarak halka tanıtmasını ve velayet hakkında nazil olanı, onlara tebliğ etmesini emretti ve ona itaat etmeyi herkese farz kıldı. Bu olay Zilhiccenin 18. günü vuku buldu.

Hacdan dönenlerden ilk grup Cuhfe’ye yaklaştığında Hz. peygamber önde gidenlerin geri dönmesini ve geride kalanların da bu bölgede onlara ulaşmasını emretti.

Hava çok sıcaktı; insanlar sıcaktan abalarının yarısını başlarına çekip, yarısını da ayaklarının altına seriyorlardı. Semure denen ağacın üzerine elbise vb. şeyleri atarak Hz. peygamber için gölgelik yaptılar.

Hz. peygamber, deve semerleri üzerine çıkarak herkesin duyacağı şekilde yüksek bir sesle şöyle buyurdular:

Bütün övgüler Allah’a mahsustur; O’ndan yardım diliyor, O’na iman ediyor, Ona güveniyoruz. Nefsimizin şerlerinden, kötü amellerimizden Allah’a sığınıyoruz. Sapan kimseyi O’ndan başka kimse hidayet edemez; O’nun hidayet ettiğini ise kimse saptıramaz. Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ediyorum.”

Ve Sonra:

Ey insanlar! Latif ve Habir olan Allah bana haber verdi ki, hiçbir Peygamber, kendisinden önceki peygamberin ömrünün yarısından fazla yaşamamıştır; ben yakında Rabbimin davetine icabet edeceğim. Ben sorumluyum, siz de sorumlusunuz. O halde siz ne düşünüyorsunuz?”

Halk: “Biz senin tebliğ ettiğine, nasihatte bulunduğuna, çaba sarf ettiğine tanıklık ediyoruz. Allah sana mükafat versin.”

Hz. peygamber: “Ben sizden önce havuzun (Kevser) başına gideceğim, siz orada benim yanıma geleceksiniz. O havuzun genişliği “San’a” ve “Busra” arası kadardır. O havuzda, yıldızlar sayısında kadehler vardır. Benden sonra Sekaleyn hakkında nasıl davranacağınıza bakın.”

Halktan birisi: “Ya Resulullah, Sekaleyn nedir?”

Hz. peygamber: “Değerli büyük emanet: Allah’ın kitabıdır; bir tarafı Allah’ın elindedir, diğer tarafı ise sizin elinizdedir. Ona sımsıkı sarılın, sapmayın. Değerli küçük emanet ise: Ehl-i Beyt’imdir. (Size iki emanet bırakıyorum. Biri Allah'ın kitabı, diğer Ehlibeytimdir. Ehlibeytim Nuh'un gemisidir. Ona binen kurtulur, binmeyen helak olur)

Hz. peygamber daha sonra Hz. Alinin elini tutup her ikisinin koltuk altları görülecek kadar kolunu yukarıya kaldırdı. Herkes onu görüp tanıdı; sonra şöyle buyurdu:

Ey İnsanlar! Mü’minlerin kendilerinden, onlara daha evla kimdir?”

Halk: “Allah ve Resulü daha iyi bilir.”

Hz. peygamber: “Allah-u Teala benim mevlamdır, ben de mü’minlerin mevlasıyım; ben onlara kendilerinden daha evlayım. Öyleyse ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır.” Hz. peygamber bu cümleyi üç defa tekrarladı. Daha sonra şöyle buyurdular: “Allah’ım, onunla dost olana dost, ona düşman olana düşman ol; onu seveni sev, ona buğzedene buğzet; ona yardım edene yardım et, ondan yardımını esirgeyenden yardımını esirge; o nereye dönerse hakkı onunla döndür. Biliniz ki, bu sözleri hazır olanlar hazır olmayanlara bildirmelidirler.”

Halk henüz dağılmadan Allah-u Teala şu ayeti indirdi: “Bu gün dininizi kemale erdirdim, nimetimi size tamamladım ve din olarak İslam’ı size seçtim.”

Bunun üzerine Hz. peygamber: Din kemale erdi, nimet tamamlandı, Allah benim risaletime ve benden sonra Ali’nin velayetine razı oldu.”

Daha sonra orada bulunan insanlar Hz. Aliyi tebrik etmeye ve kutlamaya başladılar. Ebu Bekir ve Ömer, Hz. Aliyi ilk kutlayan kimselerdendirler. Onlardan her biri; “Bu makam sana kutlu olsun ey Ebu Talibin oğlu! Sen, her mü’min erkek ve kadının mevlası oldun” diyorlardı.”*

Alevi ve Şii kaynaklarda Gadir Hum Hadisesi kısaca böyle geçiyor. Sünni kaynaklarda ise olay çoğu kez yok sayılıyor, yok sayılmadığı zamanda gerçek anlam ve öneminden uzak bir şekilde yansıtılıyor.

Oysa Gadir Hum Hadisesi, öyle yok sayılacak, önemsenmeyecek veya gerçek anlamından uzak bir şekilde geçiştirilecek bir olay değildir. Bu olay toplumun birlik içinde doğru bir şekilde idaresi için ve dinin doğru bir şekilde yaşanması için kilit noktada bir olaydır.

Olayın kısa bahsinden de anlattığımız gibi, Gadir Humda Hz. Muhammed, hiç bir tereddüte mahal vermeyecek şekilde sayısı binlerle ifade edilen insan topluluğunun huzurunda kendisinin yakın zamanda Hakka yürüyeceğini ve kendisinden sonra ümmetin sorumluluğunun her anlamda Hz. Ali de olduğunu, Hz. Ali ve Ehlibeytin kendisinin nurlu soyu olduğunu, onların peygamberin ahlakıyla, bilgisiyle donatıldığını, masum olduğunu ve ümmeti sağlam bir şekilde geleceğe taşıyacak olan liyakate sahip olduğunu açık bir şekilde beyan etmiştir. Bu açıklamadan sonra, başta Ebubekir ve Ömer olmak üzere yığınla insan gelip Hz. Ali'yi kutlayıp tebrik etmiştir.

Bütün bu açıklamalara rağmen, tebriklere rağmen, ne yazık ki o gün Gadir Humda bulunanların çoğu (Basta Bekir ve Ömer olmak üzere) Hz. peygamberin vasiyetine uymamış ve o gün Gadir Humda ümmetin geleceğini tayin etmiş olan hutbeyi yok sayarak, önemsemeyerek Hz. Muhammed'e ve Ehlibeytine ihanet etmişlerdir. Evet, belki bazıları için, tarihsel gerçeklerden habersiz, tarihi yalnızca Sünni kaynaklara göre bilip değerlendiren bazıları için söylediklerimiz ağır gelebilir. Ancak olayın özü böyledir. Ortada apaçık bir ihanet vardır. Bu ihanet Ehlibeyte ve Ehlibeyt bendelerine büyük acılar, zulümler yaşatmış olan bir ihanettir.

Gadir Humda ki hutbeyi, Hz. Ali'nin velayetini açıklayan hutbeyi yok sayarak ihanet edenler, amaçları olan iktidarı ele geçirdiler. İktidar sahip oldukları için, her türlü olanağa sahip oldukları için süreç içerisinde o gün Gadir Humda bulunanlardan bazılarını kendi saflarına aldılar, bazılarını da çeşitli oyunlarla gerçeklerin fazla yayılmaması için susturdular. Elbette doğrulara sahip çıkanlarda vardi. Bunlarda (sayıları az da olsa) sonuna kadar, Gadir Humda ki o hutbenin içeriği doğrultusunda, Hz. Ali'ye ve Ehlibeyte bağlı kalarak yaşadılar.

Şimdi bütün bu anlattıklarımızdan yola çıkarak bazı kişilerin kafalarında soru işaretlerin giderildiğini düşünüyoruz. Tekrar özetlersek; o gün orada bulunanlardan bazıları sonuna kadar Ehlibeyte bağlı kaldılar. Bunun için çok büyük acılar yaşadılar. Bazıları iktidarın sunduğu imkanlardan yararlanmak için sustular. Diğerleri de zaten iktidarın sahibiydiler. İktidarın sahipleri de var güçleriyle o gün söylenen sözlerin yok sayılması için çaba harcadı, yok sayamadığı zamanlarda ise içeriğini tahrif etti.

Ne yazık ki her çağda ve her yerde olduğu gibi, iktidarın olanakları söz konusu olduğunda değerlerden ve doğrulardan yüz çevirenler, gerçeklere ve doğrulara bağlı olanlardan daha çok olmuştur. Gadir Hum da yaşananda budur.

Bizler, Gadir Humda açıklanan o doğrulara her dem bağlı kaldık ve bundan böylede bağlı kalmaya devam edip, o nurlu müjdenin anısına kutlanan Gadir Hum Bayramını kutlamaya devam edeceğiz.

 

* Konuyla alakalı daha detaylı ve çok yönlü kaynak bilgilere ulaşmak isteyeneler, Allame Emini'nin yazmış olduğu binlerce sayfalık Gadir-i Hum (El- Gadir) adlı çalışmaya bakabilirler.

 


Statistiken

 

Anrede:
Ihr Vorname:
Ihr Name:
Telefon-Nummer:
eMail:
Grund Ihrer Nachricht: Ich habe eine Frage
Ich habe einen Vorschlag für Ihre Seiten
Ich habe eine Kritik anzubringen
Text:

 

Kopieren nur mit Quellenangabe/Kaynak gösterilmeden kullanilamaz!