atag logo1

Alevi Toplumu-Alevitische Gemeinde

ATAG e. V.

Tauben Str. 20,  70199 Stuttgart

email: alevitentum@yahoo.de   tel: 0173 780 56 17

Home

Aleviten Alevitentum

Kontakt

Hz. Ali/Ehlibeyt

Sorularla Alevilik

Bücher/Kitaplar

cem

Gülbanklar

Kerbela ve Muharrem Orucu

Remzi Kaptan

Spende-Bagis

Güneş, Bahar, Aşk, Yaşamak

Güneş eşittir yaşam.

Güneş olmadan yeryüzünde sıcaklık olmaz, aydınlık olmaz, renk olmaz. Bunlar olmadı mı yaşam olmaz.

Nasıl ki güneş dünyadaki yaşamın devamı için vazgeçilmezse bazı insanlarda hayatlarımızda bir güneş gibi vazgeçilmezlerdir.

O insanların hayatımızdaki varlığı tıpkı güneşin yeryüzündeki varlığı gibidir. Bu insanlar hayatımıza aydınlık, sıcaklık, renk ve aşk katıyorlar. Hayatımıza anlam, önem ve değer katıyorlar.

Çok yok bu insanlardan. Çok olmadığı için ve herkes bu tür insanlarla sık sık karşılaşmadığı için bu tür insanların anlamı ve değeri daha bir boyutlanıyor.

Bu insanlara illa bir ad vermek icap ediyorsa bu insanlara insan-i kamil diyebiliriz, kamiller diye biliriz, hakikat yolunun yolcusu diyebiliriz, erenler diyebiliriz, aşıklar diyebiliriz.

Bende Allah'ın şanslı ve özel varlıklarından biriyim ki hasbelkader bu insanlardan birisiyle yarenlik ettim.

Bu insana benim hitabım candaş oldu.

Candaşlık benim için gönlümün en ücra yerine ışıklar saçan, fikrimin en çelişkilisine çözümler getiren, yolumun en sarp ve aşılmaz olan kısmını düzleyendir.

Candaşlık yaşanan ve ancak yaşayanların bilebileceği boyutlu ve yoğunluklu bir duygu ve düşünce bütünlüğüdür. Adeta daimi bir aşk halidir.

Her ne kadar yaşanıyor ve anlatılamıyorsa, her anlatım eksik kalıyorsa da ben yinede candaşımı anlatmaya çalışacağım. Belki böylelikle candaşlıklara hasret veya candaşlıkların olmadığına kanaat getirmiş olanlara bir nebzede olsa bir kapı aralamış olurum.

Candaşımda beni etkileyen, çarpan birden fazla söylem ve söylemle bütünleşen eylem vardı.

Candaşım sadece güzel söylemlerde bulunmuyor, düşüncelerimi netleştirmiyor, ufkumu genişletmiyordu. Bununla beraber candaşım aynı zamanda günlük yaşamında her hareketi ve davranışı ile tutarlı, bütünlüklü birisiydi.

Girdiği kaba göre şekil alanlardan değildi. Her şart ve ortamda kişiliğini koruyan, değerlerini bilen, ne söylediyse ona göre bir davranışın sahibi olan birisiydi.

Candaşım rol yapmıyordu.

İçtenlikliydi.

Söylediklerini içselleştirmiş, benimsemiş ve hayatına geçirmiş olan birisiydi.

Çok kimse vardır ki söyledikleri ile yaptıkları asla aynı eşdeğerde olmaz. Üslup ve davranış her zaman için farklıdır. Oysa candaşımda bunun hiç ama hiç birisi yoktu.

Candaşım bütünlüklüydü.

Candaşımın beni çarpan, etkileyen ve bende iz bırakan ilk söylemi/düşüncesi şu olmuştu: bir sohbet sırasında dünyanın sorunları ve sıkıntıları hakkında konuşuyorduk. Bununla beraber kendi özel kaygılarımız, beklentilerimizde konuşuluyordu. Candaş bu noktada şunları söylemişti: “Remzi can, emin ol ki hiç bir dünyevi sorun ve sıkıntı seni yormamalı. Asla bunları dert etme”.

“Yani şimdi kira, ekmek derdi, çocukların geleceği, iş ve benzer şeyleri sıkıntı ve sorun olarak görmüyor musun” dedim? “Elbette görmüyorum dedi. Hiç bir dünyevi sıkıntı beni yormaz, üzmez. Üzerinde bile düşünmem. Elbette bir çaresi vardır” dedi.

“Peki seni ne yorar” diye sordum. “Madem dünya sikintisi seni yormuyor ve üzmüyor?”

“Beni Hak inancından ayrılmak, hakikat üzeri bir yaşamdan uzak durmak yorar ve üzer. Bunun dışındaki sorunlar gerçek anlamıyla sorun değildir.

Yani ne olacak ki? Evimiz olmasın, çok lüks mobilyalarımız olmasın. Markalı giyeceklerimiz ve takılarımız olmasın. Bunlara sahip olmak veya olmamak benim için bir anlam ifade etmiyor.

Bunlardan dolayı sıkıntı çekmem. Elbette bir kapı her zaman açıktır.

Az ile yetinir, Hakkı gözetir ve ötelerin ötesine dair tefekkür ederim. Zaten bu dünyada geçici değil miyiz?” “Evet” diye onayladım. “O halde bu dünyada kalıcı değilsek Remzi can, şu karşıda gördüğün apartman benim olsa ne yazar? Önündeki arabalar benim olsa ne yazar? Bunlardan dolayı mı sıkıntı yapacağım? Hayır asla. Ki emin ol Remzi candaşım, dünyadaki sıkıntıların çoğu maddiyatla ilgilidir. Benimse öyle bir derdim yok. Geçimimi asgari düzeyde sağlayacak kadar bir gelirim var. Allah, eyvallah.

Kariyer hırsı, rekabet, düşmanlık, daha çok maddiyata sahip olmak benim için hiç bir anlam ifade etmiyor. Başkalarının varsa var maddiyatları. Benim yok ve ben hoşnudum bu yoksunluktan”.

Bu minvalde sohbetimiz devam etti.

Sonraki günlerde candaşımın gerçekten de dünya sıkıntısını asla sıkıntı olarak görmediğini ve bunu bir yaşam biçimi haline getirdiğine tanık oldum.

Maddiyatın hayatı çepeçevre kuşattığı, maddiyat ile insanın değerinin ölçüldüğü, başarı ve kariyer hırsı, etiket ve makam derdinin insanın tek gayesi olduğu bu yaşamda böylesi bir insanın buna reddiye getirmesi ve yaşamıyla bunu taçlandırması benim için oldukça etkileyici bir durumdu.

Yaşam sadece maddiyat, kariyer ve makamlardan oluşmuyordu. Hatta bunlar süs sayılırdı yaşamda, asla esas değildi. İnsanın bu süsleri esas yerine koyması yaşamı unutması demekti. Ve insan unutkandı.

İşte candaşlar maddiyatı aşıp insana tekrar güneşin sıcaklığını, yaşamın renkliliğini ve aşkı taşıyorlardı.

Öyle kuru laflarla değil, kendilerinin şahsında bunları somutlaştırmış ve adeta aşkın, baharın, güneşin ve yaşamın kendileri olmuş kimselerdir candaşlar.

İnsanların dünyevi sıkıntıların altında ezilmelerinin giderilmesi, yaşamın bahar ve aşk olması dileğiyle candaşıma ve cümle candaşlara aşk-ı niyazlar.

Remzi Kaptan

 


Statistiken

 

Anrede:
Ihr Vorname:
Ihr Name:
Telefon-Nummer:
eMail:
Grund Ihrer Nachricht: Ich habe eine Frage
Ich habe einen Vorschlag für Ihre Seiten
Ich habe eine Kritik anzubringen
Text:

 

Kopieren nur mit Quellenangabe/Kaynak gösterilmeden kullanilamaz!