atag logo1

Alevi Toplumu-Alevitische Gemeinde

ATAG e. V.

Tauben Str. 20,  70199 Stuttgart

email: alevitentum@yahoo.de   tel: 0173 780 56 17

Home

Aleviten Alevitentum

Kontakt

Hz. Ali/Ehlibeyt

Sorularla Alevilik

Bücher/Kitaplar

cem

Gülbanklar

Kerbela ve Muharrem Orucu

Remzi Kaptan

Spende-Bagis

Yalnızca İnancından Şüphe Duymayanlar Toplumuna En Güzel Hizmeti Yaparlar

 

Remzi Kaptan

 remzi.kaptan@yahoo.com

 

Aklında, duygusunda, ruhunda binbir çelişki olan; değerlerinden ve doğrularından şek ve şüphe duyanlar bırakalım toplumlarına hizmet etmeyi, anlamlı ve doyurucu bir yaşamın sahibi olmayı; doğru dürüst sıradan bir yaşamın sahibi bile olamazlar. Buna karşın değerlerini özümsemiş, inancıyla bütünleşmiş, inancının öngördüğü yaşam tarzını kendi şahsında somutlaştırmış, bu topluma asırlardır hizmet etmiş sayısız erenin-yol sürenin izinde gitmeyi, onların mirasının sahibi olmayı kalben ve aklen içselleştirmiş olanlar anlamlı ve mutlu bir hayatın sahibi oldukları gibi, toplumlarına da, toplumlarının şahsında bütün insanlığa da en güzel hizmeti yapmış olurlar.

Bilinen nedenlerden dolayı Alevi toplumu ne yazık ki inanç değerlerine uzak kalmış, yer yer yabancılaşmıştır. Amansız bir şekilde Alevilere karşıtlık edenler, en küçük bir boşluk bırakmayarak, hayatın bütün alanlarında Alevileri kuşatmış ve kendi doğrularını her türlü yöntemle dayatmışlardır. Kuşatma ve dayatmalar geçmişte olduğu günümüzde de devam etmektedir. Egemen olanlar, kendilerini yegane “tek doğru inanç” olarak kabul ettirmek için durmaksızın mücadele ediyorlar. Egemen inanç mensuplarına göre, “onların dışındaki bütün inançlar hurafedir, yanlıştır, Batıldır, cehenneme götürücüdür. Yalnızca kendi inançları doğrudur. Yalnızca onların inancına mensup olmakla kişi hidayete erer (!?)”. Böyle insanlık dışı, zerre kadar insan hak ve hukukuyla bağdaşmayan, ancak faşizan rejimlerde ve diktatörlüklerde bulunabilecek bir anlayış, ne yazık ki Alevilerin yaşadığı coğrafyada egemendir.

Böylesi bir anlayışın hakim olduğu bir coğrafyada Alevilerin inançlarını öğrenmeleri ve yaşamlarına uygulamaları ne yazık ki mümkün değildir. Mümkün olmadığı içinde Alevilerde istemedikleri halde bir bilinç bulanıklığı, değerlerinden şüphe etme, doğrularını yeterince sahiplenmemek ortaya çıkmıştır. Sosyal bilimler alanında eğitim görenler ve bu alanlara ilgi gösterenler için bu anlaşılır bir durum olsa gerek. Ancak, böylesi şartlarda yetişmiş olan kişilerin, tekrar inançları olan Alevilikle buluşmadan, Aleviliği bütün olarak, tüm hücrelerinde his edecek şekilde bilmeden/öğrenmeden/yaşamadan Alevi toplumuna önderlik etmeleri anlaşılır bir şey değildir. Çünkü böylesi muğlak kişilikler uzun vadede Alevi toplumunda ciddi tahribatlar yaratırlar. Egemenlerin amaçları da budur. Muğlaklık yaratıp, var olan, bin bir emekle korunmuş olan değerlerinde içinin boşaltılması ve bunun sonucunda Alevileri ya yozluk yada yobazlık ikilemine koyup amaçlarına bir adım daha yaklaşmak...

Bu günkü sohbetimizin/yazımızın konusu “inancına ve değerlerine güvenmek” ile ilgiliydi. Bu sohbeti yapmamıza asıl vesile, son dönemlerde çokça gözlemlediğimiz ve üzülerek şahit olduğumuz kendi değerlerine şüpheci yaklaşım ve Alevi inancı hakkında, Alevi kökenli olmayan, örneğin Sünni, Katolik, Protestan kökenli aydın ve konuya ilgi duyan farklı inançlardan şahsiyetlerin Aleviliğe en küçük bir ilgilerinin Alevi kurum yöneticileri tarafından çokça abartılması, en küçük bir araştırmanın, övgünün neredeyse göklere çıkarılmasıdır. Bundan da çok, bu Alevi kökenli olmayan insanların ilgilerinin, araştırmalarının neredeyse yegane doğru ve bilimsel(?!) çalışma olarak sunulması ama buna karşın Alevi inançlı aydınların ve yolu süren inanç önderlerimizin dışlanmasıdır. Bu durum üzücü ve ibretlik bir durumdur. Hasbelkader ilahiyat kökenli bir zat Aleviliği araştırıyor ve Alevilik denizinden bir iki damla sunuyor diye, bir bakıyorsunuz ki bu şahsiyet neredeyse dokunulmaz olmuş ve söylediklerinin üzerine başka kimselere laf söylettirilmiyor. Yine Batılı bazı araştırmacıların Alevi inanç önderleri ve kurum yöneticileri ile yaptıkları bazı sohbetleri, izlenimlerini ve yorumlarını yazımsal hale getirip yayınlamaları aynı şekilde tartışılmaz bilimsel tespit olarak kabul görüyor. Ancak işin garip yani, aynı Batılı araştırmacıların referans aldıkları inanç önderlerimizin, yani asıl kaynağın verdikleri/söyledikleri ise değer görmüyor. Bu çarpık durum yalnızca Alevi toplumunda mı var, yoksa bütün doğulu toplumlara özgü bir anlayış mıdır?

Elbette Alevi kökenli olmayan birisinin Alevilik inancı ve Alevi toplumuna ilgi duyması, onlar hakkında övgü dolu iki satır yazması, bizleri de sevindiren bir gelişmedir. Çünkü bizler böylesi çalışmalara hasret bir toplumuz. Bu anlaşılır bir durumdur. Ancak anlayamadığımız ve kabul etmediğimiz nokta, yolun önderi iddiasında olan ve kurum yöneten kişilerin bu kadar kendi inancına yabancı kalmış olmaları ve bu kadar kendi değerlerinden şüphe duymuş olmalarıdır. Bilinen karşıtlıktan dolayı, ağır baskılardan dolayı ilk etapta inançsal özü ve bu özü'de kapsayan bütünü özümseyip bilince çıkarmamak, ondan da öte öğrenmemek, öğrenmek için ilgi göstermemek, kabul edilir bir durum değildir. Böylesi bir şekillenme içinde olan kişiler, yani davasını ve yolunu içselleştirip, benimseyip, özümseyip, bilince çıkarmamış kişiler, her an bir u dönüşü yapabilirler. Bu yaptıkları dönüş Alevi toplumuna egemenlerin vermediği kadar zarar verir. Hadi diyelim ki böylesi bir kişi dönüş yapmadı. Bu yine topluma zarardır. Çünkü davasını ve yolunu tam olarak bilmiyor, yüreğinde his etmiyor, beyni bu yol için zonklamıyor, her nefesi bu yol için harcamıyor. Böyle bir kişi nasıl bu davayı savunabilir? Nasıl bu yolu ileriye taşıyabilir? Nasıl bu mazlum ve mahzun topluma layıkıyla hizmet edebilir?

Edemez. Etmiyor da. Etmesi, zaten doğanın kanuna aykırı bir durum teşkil eder. Etmediği için işte Alevi toplumu hala bütün yaşamsal önemdeki haklarından yoksundur. Etmediği içindir ki Alevi toplumunun özlediği, özü-sözü bir olan, söyledikleri davranışlarına yansıyan, asgari düzeyde Alevi inanç değerlerinin şahsında somutlaşmış olduğu kişilikler yok.

Sonuç olarak; bu yola inanıyorsak ve bu yolun bizi hedefimiz olan anlam dolu, mutluluk dolu diyarlara götüreceğine, geçmişimizle bir bağ kurduğuna ve geleceğimizi sağlam temellerde inşa edeceğimize kanaat getiriyorsak; o zaman yolumuzun gereklerini yerine getireceğiz. Getiremiyorsak bile getirmeye çalışacağız. Bunun için asgari düzeyde çalışma ve çaba sahibi olmalıyız. Öyle laf ile veya başka ucuz şeylerle bir yol alınmaz. Girişte de söylediğimiz gibi, bir bütün olarak; kalben, ruhen, aklen, bedenen bu yola bağlı olmalıyız. Bu yolun önderlerine, bedel vermiş ve güzellikler şunmuş önderlerine bağlı olacağız. Aradığımızı ancak kaybettiğimiz yerde buluruz. Dolayısıyla başkalarının kırıntıları bizler için çok şey ifade etmiyor. Çünkü asıl tükenmez kaynak, bizleri ilelebet yaşatacak olan asıl kaynak inancımızın özünde duruyor. Öyleyse zaman kaybetmeden ona yönelelim.

 

 


Statistiken

 

Anrede:
Ihr Vorname:
Ihr Name:
Telefon-Nummer:
eMail:
Grund Ihrer Nachricht: Ich habe eine Frage
Ich habe einen Vorschlag für Ihre Seiten
Ich habe eine Kritik anzubringen
Text:

 

Kopieren nur mit Quellenangabe/Kaynak gösterilmeden kullanilamaz!