atag logo1

Alevi Toplumu-Alevitische Gemeinde

ATAG e. V.

Tauben Str. 20,  70199 Stuttgart

email: alevitentum@yahoo.de   tel: 0173 780 56 17

Home

Aleviten Alevitentum

Kontakt

Hz. Ali/Ehlibeyt

Sorularla Alevilik

Bücher/Kitaplar

cem

Gülbanklar

Kerbela ve Muharrem Orucu

Remzi Kaptan

Spende-Bagis

Aşkın Gerekçesi

“Seni son günlerde hiç iyi görmüyorum. Sanki haftalar içerisinde bir kaç yaş birden yaşlandın, adeta çöktün. Bunu söylerken lütfen, ne olur beni yanlış anlama. Sana karşı kırıcı ve yaralayıcı olmak istemem.

Bunu söylemedeki amacım, senin biraz kendine dikkat etmendir, bakmandır.

Sağlığına ve bakımına daha dikkat etmelisin. Hep başkaları için koşturuyorsun. Birazcıkta kendine zaman ayır. Lütfen ne olur beni yanlış anlama. Seni kırdıysam özür dilerim”.

Bunları söyledikten sonra adamın yanağına bir öpücük kondurup eline aldığı çantasını sağ koluna astıktan sonra mantosunun düğmelerini ilikleyip kapıdan çıkıp gitti.

Kadın kapıdan çıkıp gidince adam öylece, yorganın altında çıplak bir şekilde kadının az önce çarpıp çıktığı kapıya baka kaldı.

Komodinin üstündeki sigaraya uzandı elleri. İlk nefeste neredeyse yarılandı sigara. Odaya savurduğu duman kapıya kilitlenmiş olan bakışlarının kilidini çözdü. Gözleri havaya dağılan dumana takıldı bu defa da.

Ne düşünmeliydi, nasıl düşünmeliydi? En önemlisi söylediklerinde haksız mıydı? Haklıysa buna karşın ne yapabilirdi?

Bu eğitimli, ortalamanın üzerinde bakımlı ve güzel kadın, samimiyetinden ve iyi niyetinden şüphe duymadığı kadın keşke onu daha iyi tanısa diye düşündü içinden. Geçmişini bilse, neler yaşadığını, neler gördüğünü, neler yaptığını bir bilebilse.

Kaç aydır kadın erkek ilişkisi anlamında ve yine dostluk ve sohbet anlamında çok şeyler paylaştıkları halde bir türlü tüm açıklığı ve gerçekliğiyle hayatını, geçmişini, yaşadıklarını anlatmamıştı, anlatamamıştı.

Belki anlatırsa büyü bozulurdu, belki kaybederdi onu.

Kendisini değersiz ve önemsiz gördüğünden değil. Yine kendisini güzel şeylere layık görmediğinden değil. Fakat işte hayatın kendi katı kuralları her şart altında işliyordu. Ve bu işleyen şartlar kadın-erkek ilişkisi bağlamında bu iki insanın bir araya gelmesinin gerçeklere aykırı olduğunu ortaya koyuyordu.

Sosyal ve sınıfsal bir gerçeklik vardı şu hayatta. Kimsenin kendisini kandırmasına gerek yoktu. Hiç opera sanatçısı ile bir çiftçinin, çobanın evlendiği görülmüş müdür? Evlenseler dahi neyi paylaşacaklar? Hangi ortak kültür ve değerleri var ki?

Yine bir doktor ile bir köylü kızının evliliği mümkün müdür? Hangi değer ve doğruları var ki bu iki insanın. Köylü kızını ve çobanı aşağılamakla ilgisi yok bu tespitlerin. Eğitim, maddi imkanlar ve diğer sosyal statü buna engeldir.

Fabrikatörün yakışıklı oğlu ile işçi kızın aşkı sadece üçüncü sınıf, hayal satıcısı filmlerde görülüyor. Hayatın katı gerçekliğinde bunların esamesi bile yok.

Hayatın acı gerçekliğinde bu tür ilişkilerin –ve hatta belki tüm ilişkiler için de bu geçerlidir- eşit dengeler üzerinde yürümesi gerektiği sonucu çıkıyor. Eşitlik olmadı mı ortaya yamalı ve yamuk bir ilişki çıkar. Bu da elbette sağlıklı bir ilişki değildir.

Peki ya aşk?

Aşk birazda tüm bu ön kabullere ve şartlanmışlıklara karşı çıkmak değil miydi?

Öyleydi, öyledir.

Aşk bütün bu yamukluklara, çirkinlikliklere, imkansızlıklara inat hayatın başka türlü olacağının, olması gerektiğinin açılımıdır.

Elbette sosyal statü, eğitim, ortak değer ve doğrular, ortak kültür ve algılayış önemli, olmazsa olmazdır. Bütün bunlara rağmen yine de aşk bu noktada bir isyan halidir.

Kapıyı çarpıp giden kadının arkasında bakakalan adam bu düşüncelerden sıyrılıp banyoya gitti.

Şarıl şarıl akan sıcak suyun altında sadece bedensel kirlerinden değil, geçmiş hayal kırıklıklarından ve duygu yoksunluğundan da kurtuluyordu.

Banyondan sonra tıraşlı yüzüne krem sürdü, parfüm sıktı. İç çamaşırı da dahil temiz elbiseler giyindi.

Sigara paketini içinde kalan sigaralarla ve çakmak ile beraber çöpe atıp dışarıya çıktı.

Yürürken öyle hedefsiz, aslında bundan bir kaç saat önceki kişiden farklı bir insan olduğunu anlıyordu. Ve bu yeni insanın hedefleri daha bir soyluydu.

Elbette sihirli değnek falan değdiği yoktu. Elbette bir mucize olmamıştı.

Fakat işte bir kırılma anı yaşanmıştı.

Her ne olursa olsun, her ne yaşanmış olursa olsun hiç bir şey bu bitkinliğe gerekçe olamazdı.

Hiç bir hayal kırıklığı bedeni ve ruhu tüketen ve amaçsızlaştıran bir yaşama gerekçe olamazdı.

Bu tazelikle kısa vadede hedefsiz, uzun vadede gerçek hedefli menziline yürüyordu adam.

 Remzi Kaptan

 


Statistiken

 

Anrede:
Ihr Vorname:
Ihr Name:
Telefon-Nummer:
eMail:
Grund Ihrer Nachricht: Ich habe eine Frage
Ich habe einen Vorschlag für Ihre Seiten
Ich habe eine Kritik anzubringen
Text:

 

Kopieren nur mit Quellenangabe/Kaynak gösterilmeden kullanilamaz!