atag logo1

Alevi Toplumu-Alevitische Gemeinde

ATAG e. V.

Tauben Str. 20,  70199 Stuttgart

email: alevitentum@yahoo.de   tel: 0173 780 56 17

Home

Aleviten Alevitentum

Kontakt

Hz. Ali/Ehlibeyt

Sorularla Alevilik

Bücher/Kitaplar

cem

Gülbanklar

Kerbela ve Muharrem Orucu

Remzi Kaptan

Spende-Bagis

Varto'dan Odense'ye; Hakkın Gerçeğini Söylemek

Nyborg limanının kafeteryasında sigara içilen bölümde gelen gemileri, vapurları görecek şekilde oturmuştu Gülay.

Sütlü kahvesini yudumlayıp  sigarasını içine çekerek bekliyordu gelecek misafirini.

Etrafındaki insanlara baktı, uzaktan geçen bir gemiye, sisli, bulutlu ve zaman zaman yağmurun atıştırdığı havaya... aklına bin bir düşünce geldi Gülay'ın.

Gelecek misafirini düşündü, toplumunu, değer yargılarını, inancını, gelenek ve kültürünü ve bu akşam yapacakları cem ibadetini.

Her şey başka ve farklı olabilirdi şu an Gülay için ve Gülay gibi nice Viking diyarında yaşayan canlar için.

Çünkü önemliydi insanın doğduğu, atalarının asırlardır yaşadığı topraklarda yaşaması.

Doyarak, özgür ve baskısız bir şekilde yaşaması.

Mutlu  akşam sofralarının aydınlık ve sıcak sabahlarla taçlandığı, işkence ve ölüm korkusunun olmadığı, kirli postalların yastıkları kirletmediği ve serin sabah uykularını bölmediği güzel günlerde, kendi yurdunda yaşamak, elbette ki güzeldi.

Fakat ne yazık ki böyle olmadı, olmuyor da.

Topraklar kıraç, evler topraktan yapılma depreme dayanıksız ve tüm bunlar yetmiyormuş gibi dil ve inanç üzerinde her türlü baskı ve şiddet mevcut.

Ha bire devlet denilen aygıt her yol ve yöntemle, tüm kural ve kurumlarıyla kendi yargı ve doğrularını dayatıyor.

Hal böyle olunca bir parça nefes ve umut için savrulmak kaçınılmaz oldu, dünyanın bin bir coğrafyasına.

İşte o savrulanlardan birisinin evladıydı Gülay.

1969  yılında ilk önce babası gelmişti Danimarka'ya sonrasında ise ailesini getirmişti.

İlk başlarda başta dil olmak üzere çok zorluk yaşamışlardı fakat zamanla uyum sağlamış ve belli bir düzen tutturmuşlardı.

Fakat tüm ekonomik standarda rağmen bir yanları hep eksik, yarım ve yetersizdi.

İşte bunun için sıkı sıkıya bağlanmışlardı yollarına, değerlerine, inançlarına.

Bir araya gelmiş, dernek kurmuş, cemler düzenlemiş ve imkanları ölçüsünce inançlarını yaşamak, kültür ve değerlerini çocuklarına yaşatmak için çabalamışlardı.

Gülay, Danimarka da doğmuş, burada eğitimini almış olmasına rağmen inanç ve itikat noktasında ve yine topluma hizmet konularında taviz vermez bir duruşa sahipti.

İşte şimdide Nyborg limanında birazdan gelip bu akşam cemlerini yürütecek dedeyi bekliyordu.

Gülay'ın beklediği vapur limana yanaşınca şemsiyesini alıp kafeteryadan dışarı çıktı.

Vapurdan inenler, hedefleri belli şekilde hızla limandan uzaklaştılar.

Giyimi, duruşu ve kılıfına koyup sırtına astığı sazı ile vapurdan inen Seyit dede, diğer yolculardan her haliyle farklıydı.

Seyit dede, Varto da doğmuş ve orada yaşıyor olmasına rağmen nereye davet edilirse hiç çekinmeden ve gocunmadan her yere ulaşmaya çabalayan bir dedeydi.

Her türlü asimilasyon ve baskıya karşın Seyit dede, ısrar ve kararlılıkla ikrarına sadık bir şekilde yoluna hizmet eden sayılı dedelerden birisiydi.

Son yıllarda Türkiye'nin her tarafına, davet edildiği her köye gidip Hakkın gerçeğini dile getirdiği gibi Avrupa'ya da gelir olmuştu.

Hem talipleri onu davet ediyordu, hemde onun sohbetini dinlemek isteyen ve cemler yürütmek isteyen dernekler, cemevleri davet ediyordu.

Seyit dede vapurdan inmiş, elinde küçük bir valiz, sırtında bağlaması ile öylece etrafına bakıyordu.

Gülay uzaktan bir kaç dakika dedeyi gözlemlemiş ve sezgisel olarak duruşuyla, hal ve hareketleriyle Seyit dedenin farklı olduğunu sezmişti.

Elinde şemsiye ile hızlı adımlarla dedenin yanına gidip elini öptü.

Kendini tanıttı ve piro vermek istemediği halde valizini alıp Odense'ye doğru yola çıktılar.

Yol boyunca Seyit pir Varto'dan bahsetti Gülay ise Danimarkadaki canlardan, ailesinden, yaptıkları çalışmalardan söz etti.

Odense de az can yaşadığı için henüz cemevi yoktu, bundan dolayi cemlerini belediyeden kiraladıkları salonlarda yapıyorlardı.

Cem yapılacak salona vardıklarında hazırlıklar tamamlanmıştı.

Yerlere halılar, minderler serilmiş, arka tarafa sandalyeler konulmuş, lokmalar pişirilmiş ve ceme katılacak bir çok can salona gelmiş ve kendi aralarında sohbet ediyorlardı.

Seyit dede ve Gülay'ın gelmesi ile canlar dedenin başına kümelendiler.

Hal hatırını sordular, bir isteği olup olmadığını, memleketi  ve böylece sohbet ede ede cem vaktine ulaştılar.

Gülay, cem başlamadan salonun camına vurup aşağıya düşen yağmur tanelerine baktı, cem düzenine, dedenin yüzündeki yansımaya, lokmalar için son hazırlıkları yapanlara, yerinde duramayan ve bir birini çekiştiren çocuklara... “evet” dedi içinden, “bu an o andır”.

Cem düzenine geçtiklerinde Odense'ye karanlık çökmüş, yağmur daha bir aşkla yağmaya başlamıştı.

Yanında rehber Hasan Ali dede ile Zakirliği yeni yeni öğrenen genç bir kız olan Dilek ile beraber divana oturdu Seyit dede.

“Sevgili canlar”, diye söze başladı.

Size selamını getirdim Goşkar Baba'nın, Munzur'un, Düzgün'ün, kıraç toprakların yanık tenli çocuklarının.

Ve sizlere aşk olsun, aşkınız daim olsun.

Böylesi bir diyarda dahi değerlerinizi, inancınızı koruyup geliştirmeye gayret ediyorsunuz.

Hak sizden razı olsun, dilde ne dileğiniz varsa, gönülde ne muradınız varsa Hak katında kabul ve makbul olsun.

Yüce Yardan, ailenizin birliğini-dirliğini daim etsin, sağlık, sıhhat ihsan eylesin”.

Seyit dedenin bu gülbankına “Allah Allah” diyerek katıldılar cemdeki bütün canlar.

“Güzel canlar, şimdilerde bir çok defa uygulanmıyorsa da esasında cemlerimiz nasihat, ibadet ve muhabbet diye ele alınırdı.

Şimdiki zamanlarda daha çok ibadet kısmını ele alıyor nasihat ve muhabbeti bir çok kere es geçiyoruz.

Bu gün öyle yapmayalım.

İbadetimize başlamadan kısaca sizlere bazı konular hakkında görüş ve düşüncelerimi belirteyim.

Sonra cemimize başlarız.

Cemimizi hayırlısıyla eda ettikten sonrada dileyen canlarla muhabbet ederiz.

Güzel canlarım, Hak inancına inanıyor hakikatin ışığında kemalet yolunda yol almaya çalışıyoruz.

Hangi çağda ve hangi diyarda, coğrafyada yaşarsak yaşayalım bu gerçek değişmez.

Hakkın gerçeğine inanmak, hakikatlere bağlı kalmak ve kamil bir insan olarak yaşamak her çağın insanının temelidir, daha doğrusu temeli olmalıdır.

Bundan binlerce yıl öncede bu böyleydi, şimdide böyle ve gelecek çağlarda da bu böyle olacaktır.

Güzel canlar, sizler isteyerek ve severek buralara gelmediniz, yaşadığımız toprakların gerçekliği ortada.

Dolayısıyla şartların zorlaması ve dayatması ile geldiniz.

Yolda gelirken Gülay kızımla sohbet ederken de fark ettim; buradaki yaşamınız öyle kolay olmadı ve şimdi hala da kendi içinde bin bir zorluğunuz var.

Fakat her şeye rağmen, tüm zorluk ve sıkıntılara rağmen yinede bu güne kadar geldiniz ve bundan sonrası içinde sizleri çok daha güzel günler bekliyor.

Sizler bu ülkenin güzelliklerini, değerlerini ve medeniyetini kendi değer ve doğrularınızla bütünleştirebilir ve böylece çok daha ileri bir aşamaya geçebilirsiniz.

Bu yaşadığınız topraklarda yaşayan yerli halkın oldukça önemli bir kültür mirası var.

Bunlardan uzak durmamak, bu tarihi ve medeniyeti anlamak gerekiyor.

Bu değerleri anlamak kendi değerlerinden ve doğrularından ve en önemlisi de inancından vazgeçmek anlamına gelmiyor.

Hayır, kendi değerlerimizi ve inancımızı koruyacağız ve bununla beraber bu medeniyetin değerlerini de kabul edeceğiz.

Bu tezat ve çelişik bir durum değildir.

İnancımız Hak inancıdır, yolumuz hakikat yoludur ve bu esas kalacaktır.

Bu esas olduğu müddetçe kültürel olarak, bilgi ve donanım olarak gelişmemiz inancımıza karşıt olamaz ki.

Güzel canlarım, bildiğiniz gibi ben Varto'da yaşıyorum ve hemen hemen Anadolu'nun en ücra coğrafyasına kadar gidiyorum, talep edenlere Hakkın gerçeğini dilim döndüğünce anlatmaya çabalıyorum.

Yaşadıklarımdan ve görüp duyduklarımdan yola çıkarak diyebilirim ki; topraklarımızda durumumuz iyiye gitmek yerine, daha da kötüleşiyor ve her gün nefes almamız biraz daha zorlaşıyor.

Bundan 50 dil öncesine kıyasla üzerimizdeki baskı ve asimilasyon dahada katmerlenerek artıyor.

Sizler burada değerlerimizi korursanız ve gelişmesine katkıda bulunursanız, mesela misyonerlik yapmak anlamında söylemiyorum elbette ama inancımızı dışımızdaki toplumlara aktarırsanız, emin olun çok değerli ve önemli bir hizmette bulunmuş olursunuz.

Evet, tekrar edeyim güzel canlar, misyonerlik anlamında söylemiyorum, fakat neden inancımızı insanlıkla buluşturmayalım ki?

Böylesi bir anlayış ve bu anlayışa uygun bir davranış ve üslupla çok şeyleri geride bırakabiliriz.

Yani hangi coğrafyada olursa olsun baskı, ölüm, zalimlik ve bize yaşatılan daha kötü olayları böylece çok daha kolay atlatabilir, olumsuzluklara daha yerinde ve etkili bir şekilde dur diyebiliriz”.

Seyit dede toplumsal bilinç konularındaki görüş ve önerilerinden sonra bireysel konulara geçti ve ailenin, çocukların, modern yaşamın birey üzerindeki etkileri ve onlara karşı tavırlar konusunda düşünce ve görüşlerini açıkladı.

Gülay en önde oturmuş Seyit dedeyi büyük bir iştahla dinliyor, söylediklerini içselleştirmeye çalışıyordu.

Seyit dedenin 'inancımızı neden insanlıkla buluşturmayalım' sözü beyninde yankılanıyordu.

İçinde “evet” diyordu Gülay, “evet neden Danimarkalılara daha çok Aleviliği tanıtmayalım ki?”

Nasihatlerden sonra ceme geçildi.

Gülay'ın hissiyatı gerçek olmuştu; “bu an o andı”.

Cümle varlık ile bir olma ve  cümle varlığı kendisinde barındırma...

Gülay, cem esnasında yaşadığı birlik halini hiç bir zaman ve hiç bir kelime ile ifade edemezdi.

Yaşamıştı o anı ve sadece yaşayanların bileceği bir bütünleşmeydi.

Hizmetler yapıldı, gülbanklar okundu, deyişler çalındı, mersiyeler söylendi, semah dönüldü ve  cem bitirilip lokmalar dağıtıldı.

Bu cem, Gülay'ın hayatında önemli bir yer tutmuştu.

Elbette bundan öncede hizmet ediyordu, itikatlı ve inançlıydı.

Fakat o cemden sonra yaşadığı birlik hali ve Seyit dedenin inancımızı insanlıkla buluşturmalıyız sözü onun için ayrı bir değer ifade ediyordu.

O gece sabahın ilk ışıklarına dek Seyit dede ile sohbet ettiler.

Seyit dede, Gülay ve diğer canlara On İki İmamları, Gürüh-u Naci'yi, Eba Müslümü, Munzur'u, Düzgün'ü ve daha başka erenlerin menakıpnamelerini anlattı.

Anlatılan her anı, söylenen her söz, çalınan her deyiş oldukça önemli ve değerliydi.

Fakat Gülay'ı en çok etkileyen Goşkar Baba'ydı.

Gülay bunca zamandır Goşkar Baba'nın ziyaretine gitmediği için kendisine kızdı, hayıflandı ve içinden söz vererek en kısa zamanda bu eksiğini kapatacağına dair yemin etti.

Seyit dedenin o cemi yürütmesinin üzerinden 40 gün geçmeden Gülay, dedenin nasihatlerine uygun şekilde çalışmış ve Danca Aleviliği anlatan temel bir kitapçık hazırlamış ve Danimarkada ilk defa Danca bir cem için hazırlıklara başlamıştı.

 Remzi Kaptan

 


Statistiken

 

Anrede:
Ihr Vorname:
Ihr Name:
Telefon-Nummer:
eMail:
Grund Ihrer Nachricht: Ich habe eine Frage
Ich habe einen Vorschlag für Ihre Seiten
Ich habe eine Kritik anzubringen
Text:

 

Kopieren nur mit Quellenangabe/Kaynak gösterilmeden kullanilamaz!