atag logo1

Alevi Toplumu-Alevitische Gemeinde

ATAG e. V.

Tauben Str. 20,  70199 Stuttgart

email: alevitentum@yahoo.de   tel: 0173 780 56 17

Home

Aleviten Alevitentum

Kontakt

Hz. Ali/Ehlibeyt

Sorularla Alevilik

Bücher/Kitaplar

cem

Gülbanklar

Kerbela ve Muharrem Orucu

Remzi Kaptan

Spende-Bagis

Aleviler İçin Hayırsız Bir Olay: Vaka-i Hayriye

 

Remzi Kaptan

 remzi.kaptan@yahoo.com

1826 yılında İstanbul merkezli büyük bir Alevi kıyımı gerçekleştirildi. Osmanlı tarihine “Vaka-i Hayriye” yani Hayırlı Olay olarak geçen bu tarihi dönemeç Aleviler için hayırsız kelimesinin çok hafif kalacağı bir olay olarak hafızalarda tazeliğini korumaya devam ediyor. Aleviler için on binlerce ölüm, on binlerce tutuklanma, mallarına-mülklerine el konulma, sürgün, zindan, sefalet ve daha bir çok olumsuzluklar getiren bu olay elbette hayırsız bir olaydır ve elbette Alevilik Bilincine az buçuk sahip kişiler için her dem tazeliğini koruyacak kadar önemli bir olaydır.

Alevilerin için her anlamda oldukça kötü bir dönemi ifade eden ancak Osmanlı için hayırlı bir olay olan Vaka-i Hayriye, çeşitli kaynaklarda kısaca söyle gelmektedir.

İktidara geldiği ilk günden itibaren Yeniçeri ocağını kaldırmayı tasarlayan II. Mahmut, 25 Mayıs 1825'te bu fikrini uygulamaya koydu. Eşkinci ocağı adı verilen yeni bir askeri sınıf kurulduğunu resmen açıkladı (Yeniçeri ocağını kuşkulandırmamak ve tepkilerini yatıştırmak için, bunların yeniçeri ortalarındaki gönüllülerden oluşturulacağı söylendi). Yeni ordu, 11 Haziran 1826'da eğitime başladı. Bundan 3 gün sonra ayaklanan yeniçeriler, kazanlarını Etmeydanı'na çıkararak gösterilere başladılar. Ulemayı yanına alan II. Mahmut, Sancak-ı Şerif'i çıkararak halkı yeniçerilere karşı savaşmaya çağırdı. Yeniçeri Ocağı dışındaki bütün ocaklar, padişaha sadakatlerini bildirdiler. Aksaray'daki Etmeydanı'nda bulunan yeniçeri kışlaları top ateşine tutuldu. 6.000'den fazla yeniçeri öldürüldü. 20.000 civarında isyancı da tutuklandı. Bu arada Bektaşi dergahları kapatılarak yakalanan müritler kılıçtan geçirildi. Hızını alamayan II. Mahmut, Bektaşi mezarlarının başlarındaki kavukları da kırdırttı. Bugünkü, başsız mezar taşlarının büyük bir kısmı o dönemden kalmadır. Ayrıca birçok yeniçeri kıyafet ve silahlarını da ortadan kaldırdı““.

Yukarıda olayların kısaca nasıl geliştiğini çeşitli kaynaklardan özetle aktarmaya çalıştık. Aynı kaynaklarda çok daha detaylı bilgiler mevcut. Örneğin bu bilgilerde, Şeyhülislamın, Ulemanın, kadıların ve bunlara bağlı medrese öğrencilerinin nasılda Yeniçerilere ve Bektaşilere karşı soyluca! mücadele ettikleri yazılı. Yine günümüzde Alevi düşmanlığı yapan kişi ve kurumların yayınlarında bu barbarlık ballandıra ballandıra anlatılmaktadır. Alevi dergahlarındaki mezar taşlarına kadar tahrip ettikleri ve acımasız bir şekilde katlettikleri (ki bir anlatıma göre İstanbul'un bir çok yeri -Haliç örneğin- cesetlerle kaplıydı), sürgüne gönderdikleri, mallarına el koydukları bir olayı üstelik hayırlı bir olay olarak anlatmaları, gerçekten izah edilmesi gerek bir durumdur.

1826 yılında Aleviler çok büyük bir trajedi yaşadılar. Katledildiler, sürgüne yollandılar, yıllarca zindanlarda kalıp çürüdüler, evleri ve malları talan edildi ve en önemlisi de inanç merkezleri olan dergahlarına ne kadar yobaz ve softa varsa yerleştirildiler. Öldürülen, tutuklanıp zindan konulan, sürgüne gönderilen, malları ellerinden alınan, dergahları Sünni tarikatlara verilen ve yasaklanan Alevi Bektaşilere en önemli darbelerden biride Serceşme olan Hacı Bektaş Veli dergahına bir Nakşibendi tarikatının şeyhinin atanması ve Serceşmenin Nakşibendilerin denetimlerine verilmesi oldu.

Önemle anlaşılıp kavranılmalıdır ki 1826 yılında meydana gelen bu hayırsız olay öyle bazı kimselerin dediği gibi artık işlev ve önemini kaybetmiş, Osmanlı devletine sorun çıkartan Yeniçeri ocağının kapatılması ve direnen Yeniçerilerin tasfiye edilmesi değildir. Bu doğru bir bakış açışı değildir. 1826'da meydan gelen ve etkileri çok uzun yıllara yayılarak devam etmiş olan bu olay kesinlikle Alevi inançlı kesimlerin nihai tasfiyelerini esas alan bir olaydır. Geniş bir perspektiften bakılınca bu kesin gerçeklik hemen fark edilecektir. Nereden anlıyoruz bunu? II. Mahmut'un konu ile ilgili fetva ve fermanına bakıldığında çok net olarak anlaşılır. Bu fermanda klasik Alevi düşmanı kesimlerin tarihin her döneminde ortaya attıkları, “Alevilerin din dışı inançsız, sapık kişiler olduğu” klişeleri yazılıdır.

İste günümüzde dahi zerre kadar utanç duymadan yaşanan bu acıları övünerek anlatıp sahiplenenlerin olması, Alevileri bir kez daha düşündürmelidir.

1826 yılında el konulan ve çeşitli Sünni tarikatlara peşkeş çekilen Alevi dergahlarının akıbetini sormak ve bunların tekrar asıl sahipleri olan Alevilere iadesini talep etmek her Alevinin boynun borucudur.

 


Statistiken

 

Anrede:
Ihr Vorname:
Ihr Name:
Telefon-Nummer:
eMail:
Grund Ihrer Nachricht: Ich habe eine Frage
Ich habe einen Vorschlag für Ihre Seiten
Ich habe eine Kritik anzubringen
Text:

 

Kopieren nur mit Quellenangabe/Kaynak gösterilmeden kullanilamaz!